Hayatımda ilk defa 42 km koşacağım! 19 Nisan’daki Deutsche Post Maratonu için kayıt oldum ve hazırlıklara 15 hafta kala başladım. Şimdi bu serüven ile yönetim arasındaki nasıl bir bağ olabilir? sorusuna vereceğim cevabı sizinle paylaşmak istedim.

Maraton koşmak, maratona hazırlanmak basit bir koşu olayı değildir. Neden mi? Gelin anlatayım.

Öncelikle maraton, hedef koyma meselesidir. 42 kilometre kulağa romantik gelebilir ama gerçekte çok net bir sorumluluk yükler: Bu hedefe ulaşmak için bugünden itibaren neyi, ne zaman, ne kadar yapacağım? İyi bir yönetimde de her şey net bir hedefle başlar. Ulaşılabilir, ölçülebilir ve zamana yayılmış hedefler olmadan ne bir organizasyon ilerleyebilir ne de bir koşucu bitiş çizgisine yaklaşabilir.

Ardından planlama gelir. 15 haftalık hazırlık süreci rastgele koşularla ilerlemez. Uzun koşular, tempo antrenmanları, dinlenme günleri ve toparlanma haftaları vardır. Hepsi bir bütünün parçasıdır. Yönetimde de planlama tam olarak budur: Kaynakları doğru zamanda, doğru yoğunlukta kullanmak. Sürekli yüklenmek nasıl sakatlığa yol açıyorsa, sürekli baskı da ekipleri yorar.

Maraton hazırlığında öğrendiğim en kritik derslerden biri tempo yönetimi oldu. Her antrenmanda kendimi zorlayamam; bazen yavaşlamak zorundayım. Bu, geri gitmek değil, sürdürülebilirliği sağlamaktır. Yönetimde de liderliğin en zor tarafı budur: Ne zaman hızlanacağını, ne zaman yavaşlayacağını bilmek. Kısa vadeli hız uğruna uzun vadeli dayanıklılığı riske atmamak, sürdürülebilir olmak.

Elbette her şey planlandığı gibi gitmiyor. Bazı sabahlar bacaklar ağır, motivasyon düşük. Bazı haftalar hedeflenen kilometreler tutmuyor. İşte tam da bu noktada esneklik devreye giriyor. İyi bir koşucu programını koşullara göre revize eder; iyi bir yönetici de stratejisini gerçekliğe göre günceller. Israr etmekle kararlılık arasındaki farkı bilmek, her iki alanda da hayati öneme sahip.

Maraton hazırlığı aynı zamanda kendini dinleme sanatıdır. Vücudu dinlemeyen bir koşucu yarış gününe sakat çıkar. Ekiplerini dinlemeyen bir yönetici de en kritik anda yalnız kalır. Geri bildirim almak, sinyalleri erken fark etmek ve gerektiğinde yön değiştirmek, hem parkurda hem iş hayatında fark yaratır.

Ve nihayet yarış günü… Maratonun kendisi sadece birkaç saat sürer. Asıl hikâye, o güne kadar yapılan yüzlerce küçük ama kararlı adımda gizlidir. Yönetimde de başarı çoğu zaman görünmez; toplantılarda, kriz anlarında ya da zor kararların arkasında saklıdır. Bitiş çizgisi alkış alır ama oraya gelene kadar gösterilen sabır gerçek zaferdir.

Ömer Koray Ünal

Önceki İçerikE-Ticarette User Journey: Trafikten Satışa Gerçekçi Bir Yol Haritası
Sonraki İçerikMerhaba 2026!
Ömer Koray Ünal
Ömer Koray Ünal, e-ticaret ve dijital pazarlama alanında uzmanlaşmış bir girişimcidir. Sektöre dair bilgi ve deneyimlerini “E-Ticaret” adlı kitabıyla paylaşmıştır. Kendi blogunda iş hayatına, teknolojiye ve dijital trendlere dair içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz